Ters Yüz – “Onu Benim İçin Ay’a Götür Neşe!”

Ters Yüz – “Onu Benim İçin Ay’a Götür Neşe!”

Kafamızın içinde olup biteni kullanarak bize kafamızın içinde olup bitenlerin hepsi değil de ilgili bir parça hikayeleştirilse, izlemeye ne dersin ?

Ters Yüz – Inside Out

2015 yapımı bir Pete Docker filmi. Yönetmeni, Up (Yukarı Bak) , Monster (Sevimli Canavarlar), Soul isimli yapımlardan tanıma şansınız yüksek.

Film, gözlerini açtığı ilk andan başlayarak Riley’e hayat veren duyguları, seyircisine birer karakter olarak tanıtıyor. Ve filmin hikayesi bu beş temel duygunun (Neşe, Üzüntü, Tiksinti, Korku, Öfke) Riley’in zihnindeki kontrol merkezindeki çalışmaları ile şekilleniyor.

11 yaşlarındaki Riley’in çevresine yönelik verdiği olumlu-olumsuz tepkileri yöneten duygu karakterleri birbirinden tamamen alakasız olsa da Neşe, bir katalizör görevi görüyor ve her olumsuzluğu, olumlu bir bakış açısıyla aşmaya çalışıyor. Film bu esnada beynin ve hafızanın çalışma prensipleri konusunda da yaratıcı fikirler üretiyor

 

 

Ebeveynler, Ters Yüz‘ün büyümek ve ana duygularla baş etmeyi öğrenmekle ilgili olağanüstü orijinal, samimi bir hikayesi olduğunu bilmeli.

Öncelikle 11 yaşındaki Riley’in zihnindeki duyguların perspektifinden anlatılan arsa, köprüler de dahil olmak üzere birçok tehlike / gerilim anı barındırıyor. Parçalanan adalar, uçurumun üzerinden yuvarlanan bir tren ve derin, karanlık bir çukura düşen karakterler. Ve hatta bir anahtar karakter de kalıcı olarak varoluştan kayboluyor. 

Filmi izlerken bir parça empati sahibi herkes hayatın iniş çıkışlarını deneyimlerken Riley’i hissedecek. Ters Yüz, adı üstünde, ister mutlu ister üzgün olsun, tüm duygularınızı hissetme ve ifade etme ihtiyacı hakkında önemli mesajlar içerir.

İçeriğin çoğu ilkokul öğrencileri ve üstü için uygun olsa da, küçük çocuklar, soyut düşünceye ve bilinçaltına referanslar olduğundan ve diğer karakterlerin Riley’in duyguları olduğundan biraz kafa karıştırıcı olabileceğinden, neler olup bittiğiyle ilgili biraz daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyabilirler.

 

 

Filmde geçen hikayenin çoğu, Riley’in yaşadıkları ve buna bağlı zihninde yaşananlar, metafor olarak çok güzel işleniyor: Örneğin Öfke ve İğrenme umutsuzca Neşe’yi taklit etmeye çalıştığında, sonuç ergen alayları şeklinde oluyor. Veya, Neşe, Üzüntü’yü Riley’nin zihninden uzak tutmak için savaşırken, baskı sadece Üzüntü’yü daha yaygın hale getiriyor gibi görünüyor.

 

 

 

 

 

Hikayenin gerçekçi yönlerinden biri de, anılar ve bir Düşünce Treni ve Bilinçaltının korkutucu temeli gibi zihinsel yapılar arasında çok sayıda fiziksel koşuşturma geçiyor. Film, Riley ile duyguları arasındaki kontrol dengesinin nerede yattığına dair sorular üzerinde hafifçe kayıyor. Ancak filozoflar, bilim insanları yüzyıllardır zihin ve beden arasındaki dengeyi anlamakla boğuşuyorlar; 94 dakikalık bir animasyon filminin de bu bilmeceyi kolayca çözmesini beklemiyoruz tabi.

Filmde özellikle dikkatimi çeken birkaç yere vurgu yapmak istiyorum:

  • Üzüntünün Önemi

Neşe, istenmeyen olmamasına rağmen Üzüntü’yü görmeye, anlamak üzere yanına gelir. Hem karakter hem de kavram olarak Üzüntü, Riley’in arkadaşlarından, evinden ve hokey liginden uzaklaşmaya alışması için önemlidir. Filmin çoğunda, anne babasının duygularını yansıtmamak için yaptıkları hamleler, Riley’in daha da çökmesine neden oluyor. Ancak nihayet ağladığında ve duygularını itiraf ettiğinde yeni durumuna uyum sağlayabiliyor.

Üzüntü duygusu, insanları birbirine bağlamaya ve gerçeklerle yüzleşmeye yardımcı olur ve üzüntüyü görmezden gelmek / gizlemek işleri daha da kötüleştirir.

  • Duygusal gelişimi bir çocuğa anlatabilmek için güzel bir film, özellikle iç dünyanın duygular ile nasıl yönetildiğini anlatıyor. Bu filmi izlerken çocuklar ana duyguları öğrenmekle kalmaz, kendilerini ifade ederken ana duygulardan biri hakim olduğunda bunun davranışlarına olan etkilerini de rahatlıkla öğrenebilir.
  • Duygular, kişinin hafıza sisteminde oldukça etkili. Anıları oluşturan temel taşların duygular olduğu güçlü vurgulanmış
  • Duyguların Karmaşıklığı

Üzüntüyü kabul etmek başka bir açıdan da önemlidir: Riley’nin büyümesine yardımcı olur. İlk başta, Neşe duygusunu basit olarak görür ve bir kişinin aynı anda iki duyguyu hissedebileceğini anlamaz. Sonunda bir kişinin aynı anda hem üzüntü hem de mutluluk hissedebildiğini, böylece anıların kesilip kurumadığını görür. 

Çocuklar ve yetişkinler arasındaki fark, yetişkinlerin duyguların karmaşık olduğunu ve hiçbir hafızanın tek bir duyguya sahip olmadığını kabul etmeleridir. Çok önemli bir sahnede Neşe, Riley’in ebeveynlerinin Riley’in üzüntüsünü neşeye dönüştürdüğü bir anı görür. Bu, Riley’in ilişkileri ve anıları görme şeklini etkiler.

  • Sevdiğim bir şey; Neşe karakterinin, en azından başlangıçta, Üzüntü’yü engelleyen her duygunun amacını doğrudan açıklaması.

Duyguların bir nedenle var olduğunun farkında olmamız için vurgu yapılıyor. 

  • Paylaştığım fotoğraflardan birinde pembe fili göreceksiniz, Riley’in bebeklik oyuncağı Bing Bong. Bir yerde tam da şöyle diyordu “Onu benim için Ay’a götür Neşe”.

Filmi izlerken duygulandığım anları çoğunlukla bu karakterin girmesi sırasında yaşadım – öyle ki, farkettiğim bir iç ses gibi çağrışım yaptı

 

 

  • Kişilik

Filmin bir diğer psikolojik yönü de kişiliktir. 

Riley’in zihninde beş “ada” vardır: Goofball Adası, Hokey, Dostluk, Dürüstlük ve Aile. Riley depresyona girdikçe her ada kötüleşir ve Riley’in kaçmasına ve Neşe and Üzüntü kontrol merkezine dönene kadar, duygularını kesmesine, kendini dışarıya kapamasına neden olur.

Riley eve döndükten ve gerçek hislerini ailesine ifade ettikten sonra her ada zamanla yeniden inşa edilir. 

Neşe ve Üzüntü’nün yokluğunda, diğer duygular Riley’i işlevsel tutmakta zorlanır, ancak başarısız olur. Neşe en baskın duyguydu ama yokluğunda Korku, Öfke ve Tiksinti, Riley’in stresini artırıyor ve onu eski evine kaçmaya teşvik ediyor, bu onun sorunlarının cevabı olduğunu düşünüyor ve hatta annesinin kredi kartını çalma fikrini yeşertiyor. Bu duyguların artan hakimiyeti ve umursamazlık, Riley’nin çocukluktan ergenliğe geçişini gösteriyor çünkü ergenlik, Neşe’nin her zaman baskın olmadığı, kafası karışmış, güçlü/zor duyguların olduğu bir zamandır. Huysuz ergen klişesinin geldiği yer tam da burasıdır.

 

 

İnsanlarla ilgili hiçbir şey basit değildir elbette. Bununla birlikte, Ters Yüz ‘ün bir kızın zihnini ve bunun nasıl olgunlaşmaya zorlandığı tasvirini çok beğendim.

Bu sadece çocuklar için değil yetişkinler için de geçerlidir çünkü yetişkinler olarak bile duygularımızı tanımlamak ve ifade etmekle mücadele ediyoruz. 

  • Ha bir de, Riley büyüdükçe kontrol masasının büyümesi de hoşuma gitti, güzel bir farkındalık hali yaşadım izlerken..

 

Hadi bakalım, sizler izlediğinizde neler keşfedeceksiniz merak ediyorum.

Şimdiden izleyeceklere iyi seyirler diliyorum 🙂

 

 

Nurşen Erginsoy    

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy link
Powered by Social Snap